Kültürel temellere dayalı program oluşturmandan Matematik hesaplarla siyasette sonuç almak daha mı kolay bilmiyorum. Ama bütün bu ihtimalleri göz ardı ederek sonuç almaya çalışanların zaman içinde nasıl bir gelecek umuduyla yaşayıp göçtüklerini çok iyi biliyoruz.
Yalnızca siyasetçiler için değil, hayatın bütün kesimlerindeki birey ve karar alıcılar için göz ardı edilmemesi gereken bu olguya yaklaşımlarımız; bizim, gelecekteki başarı veya başarısızlık dediğimiz akıbetimizi de hazırlar. Başarılı olanlar küçük matematik hesaplar yapmak yerine kendi idealleri ve planları doğrultusunda ilerleyenler olmuştur. Toplumsal zeminde başkalarını karalayarak nasıl ki kendinizi iyi yapamazsak ince hesaplarla da büyük sonuçlar elde edemezsiniz.
21. Yüzyıl hem bireyler için, hem de milletler ve farklı toplumlar, topluluklar için beklendiğinden daha çetin geçecek. Bu sıcak ortamın ilk habercisi olan Sinan Ateş’in öldürülmesi olayıdır. Bu cinayet karşısında soğukkanlılığını kaybetmeyen devlet mekanizması ve siyasi yapımız karşısında emperyalist odaklar yeni operasyonlara yönelmişlerdi. Nedir bu yeni durum?
Şimdi pek çok ülke diplomatlarını ve büyükelçiliklerini farklı bir tutum ve adımla görülmemiş biçimde güya aldıkları istihbarat bilgisine dayalı olarak ülkemize yönelik konumlandırdılar. Peki, bu eylem gerçekleşmezse; hedefledikleri siyasal sonucu birinci aşamada elde ettiklerini düşünen bu ülkeler daha ileri hamleler yapmaya başlamayacaklar mı? Gerçekleşirse, Türkiye Cumhuriyeti devleti ellerinde bulunan hangi istihbarı bilgiyi paylaşıp paylaşmadıklarını sorgulamayacak mı? Bu bilgileri şimdiden açıkça Türkiye ile paylaşmayan ülkeler bu teröristleri güvenlik güçlerimizden kaçırıp korumuş olmuyorlar mı? Bu tutum tam da teröre zemin hazırlayıp ön açmak değil mi? Terörün hamisi başka nasıl olunur anlatında bilelim. Güney sınırlarımızda yapıldığı gibi de elbette silah ve mühimmata destek olabilirsiniz. Unutmayın, Türkiye tüm bunlarla baş edebilecek güçte bir ülkedir.
O halde amaçlanan nedir?
Türkiye’yi Rusya’ya yapıldığı gibi daha geniş bir baskı altına almak ve onun liderini yeni Putin olarak dünya siyaset sahnesine ileri sürmek. Buna kullanışlı siyasi partilerin olmasına rağmen demokratik yollarla önümüzdeki seçimde istedikleri sonucu alamayacaklarının açık resmidir bu durum. “Demokratik yollarla devireceğiz” dedikleri Erdoğan’ı deviremeyeceklerini anladıklarının açık emaresi olarak okunmalı bu resim. Toplumsal ve siyasi reflekslerimizde ona göre biçimlendirilmeli. Gerekli önlemler mutlaka alınmalıdır. Türkiye’nin siyasal gücü bu tür badirelin üstesinden gelebilecek düzeydedir.
Bunun için mutlak surette Azerbaycan Ermenistan ilişkileri kalıcı barışı tesis edecek düzeye taşınmalıdır. Harı Bülbül çiçeği üzerinden anlatmaya çalıştığım ve adına “Özgürlük Çiçeği” dediğim romanımda anlattığım gibi derin dokulara temas ederek bölgeden tehlikeyi uzun vadede bertaraf etmeliyiz.
Doğu Türkistan hadisesi emperyalistlerin arzularına kurban edilmeyerek Ankara merkezli strateji üzerine oturtulmalı.
Ekonomik kaynaklarımızın çeşitlenmesi ve güçlendirilmesi noktasındaki gayretlerin hiçbir saniyesi boş geçirilmeden siyasal güç ekonomik olarak da desteklenmeli. Bu çizgide her bir kuruşun katkısı hesap edilmeli, buna imkân sunan uluslararası ilişkiler güçlendirilmelidir.
Bu üç ana unsur üzerinden ilerleyerek daha farklı içte ve dışta, bölgesel ve evrensel sorunlara Ankara merkezli çözümler üretmek iktidarı ve muhalefetiyle hepimizin ortak sorunu aynı zamanda sorumluluğudur. Onlu yaşlarda amentüye iman ettiğimiz gibi inandığımı 21. Yüzyıl Türklüğün yüzyılı olduğuna dair inancımız tamdır ve bunun gerçekleşmesini hiçbir güç durduramayacaktır. Bu minvalde Merkez ülke Türkiye olacak ve bunu durdurmaya çalışmak ise dünyayı felakete götürecektir. Dünya ülkeleri bu merkeze göre kendilerini konumlandırdıkları takdirde daha huzurlu olacaklarını bilmelidirler. Dünya bu merkezle yeni yeni tanışmakta dolayısıyla konsolosluklarda yaşanan telaş budur. Bunu söyleyecekleri yalanlarla gizleme gayreti bu gerçeğin üzerini örtemeyecektir.
Hülasa aklımızın öngördüğü bu düşünceleri bu fırtınalı havada kim okurda kim dinlerden ziyade tarihe not düşelim diye İktidarıyla ve altılı turşu muhalefetiyle var olan siyaset yelpaze turşusunda da tuzumuz olsun istedik.
Çünkü muhalefet bütün bunlardan ve yaşanacak gelişmelerden habersiz havanda su dövüyor.
Umarız bu havanda su dövme işinden vazgeçip ülke gerçekliğine katkı sunacak samimi idrak ve anlayışa dönerler. Ve Bu dinamik, değişken, sıcak dünya gelişmelerini herkes doğru okuyarak “Parlamenter Sistem” adı altında dayattıkları “Yönetilemez Türkiye” hastalığından biran önce vaz geçerler.









